Roma Dönemi Sonrası Elmaslar – Pırlantalar

Elmas kesim tarihi

Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra elmaslar Avrupa mücevherciliğinden tamamen kayboldu. 18. yy’a kadar Hindistan elmasların tek kaynağıydı ve Batı Avrupa’ya uzanan talep zinciri Romalı tacirlerin yokluğunda bozuldu. Hristiyanlığın yaygınlaşması taşın popüleritesini zaten azaltmıştı. Bu yeni din taşlara ithaf edilen doğaüstü özellikleri tasvip etmiyordu. Avrupa’daki durumun aksine, taş Hindistan’da ve İslam dünyasında popüleritesini korudu ve içinde ilginç tarihi referanslar bulunan bu bölgelerin tarihi kaynaklarında yer almakta.

En az 6. yy’a kadar dayanan bir Hint metni olan BhuddaBhatta’ın Ratnapariska’sında aşağıdaki kısım yer almakta:

 

Diğer değerli taşları tam kristalle cilalamak uygulanabilir olmadığı için metin elmas tozu elde etmek için kötü kalite elmasların öğütüldüğünü ima ediyor olmalı.

Tarihi yolculuğumuz bizi Bîrûnî’nin şunları yazdığı 10. yy’a götürüyor:

bu insanlar diyor ki bu (elmas) bütün değerli taşlar içinde en sert olanı ve bütün diğer taşları alt ediyor, bir yandan da en yumuşağı ve en gevşek metal yani balmumuna benzeyen kurşun onu kırıyor. Bu (kurşun) aynı zamanda elması un ufak ediyor. Öğütülürken ve tozlaştırılırken bunun (elmasın) parçaları küçülüyor, kuyumcular onları sinekleri uzak tutacak bir şeyle kaplıyor. Peki neden bu bu kadar ilginç? Öncelikle bize 6. yy Hindistan cevahir işçilerinin ve 10. yy Müslüman kuyumcularının elmasları öğütüp diğer taşları cilalamakta kullandığını söyleyen güvenilir tarihi kaynaklarımız var. Dikkate değer olan bir şey ise aynı metnin başka bir yerinde Bîrûnî’nin bir taşın kristal yüzleri cilalanabiliyor olduğu için elmas olmadığını söylemesi. Bu demek oluyor ki 10. yy’da elmasın elmas tozuyla cilalanması henüz bilinmiyordu.

Dikkate değer bir mücevher tarihçisi olan Jack Ogden 13. yy’a dayandırılabilen basit Tabla Kesim elmaslar içeren Ortaçağ İslami mücevherleri gördüğünü bildirir.Bu durumda bunlar bilinen en eski kesilmiş elmaslardır. Ogden’in raporu tarihi literatürle kesişiyor. Maalesef hatasız olarak tarihlendirilemeyen ama M.S. 13. yy’dan kısa bir süre sonra yazıldığına inanılan Agastimata adlı bir Hint metni bize şunu öğretir:

”       Elmas metal ve başka türden değerli taşlarla kesilemez; ama aynı     zamanda cilalanmaya da direnir, elmas sadece başka elmaslar tarafından        cilalanabilir.”

Avrupa

Avrupa elmas kesiciliği 1330’dan kısa bir süre sonra Venedik’te başlamış olmalı.Bu gerçekten çok olası çünkü ancak Venedikli tacirler Doğu’ya ticaret yollarını açmaya başladıktan sonra elmaslar Avrupa’ya tekrar akmaya başladı. Kesme yöntemlerinin bu yeni ithalata dahil olup olmadığı belirgin değil ama kötü kalite elmasların öğütülerek toza çevrilmesi uygulamasının ve elmasların ikiye bölünmesinin Venedikliler’e elmas tedarik eden adamlar yani Müslüman tacirler tarafından bilindiği göz önünde bulundurulunca akla yatkın geliyor. Elmas kesiciliğinin nerede başladığına dair kesin kanıt henüz bulunamadı ve bu pekala da elmasların geldiği yönün aksi istikametine yolculuk eden bir Avrupa icadı da olabilir.

Aynen kadim zamanlarda olduğu gibi mükemmel şekilli kristaller Batı’ya hiçbir miktarda ulaşmıyor olmalı. Hindistan’daki popüleriteleri en iyi numunelerin yerel pazar için korunmasına sebep olmuş olmalı ve Müslüman aracılar da kesinlikle stoğun en güzel parçalarını didiklemişlerdir. Belki Avrupalılar bu yüzden elmasları kesmeye başlamışlardır? Mükemmel kristal talebi ve buna cevaben tedariğin eksikliği elmas dizaynının başlangıcını tetiklemiş olabilir.

Teknik sınırlar ilk kesicileri ellerindeki işlenmemiş taşlar neye izin verirse onunla idare etmeye zorladı. Başlarda elmas keciliği elde var olan işlenmemiş taşın yüzeysel cilalanmasından daha fazlası olmasa gerek. 15. yy’da zanaat aletlerine sürekli dairesel hareketin eklenmesi kesicilerin elmaslarına çok büyük kolaylıkla yüzey eklemelerine imkan verdi ve bu da olasılıkları çoğalttı. Bu yaratıcılığı ve geniş bir kesim çeşitliliğini tetikledi.

15. yy’ın sonunda elmas kesiciliği değişmişti. Kristalin şekli artık kutsal değildi ve kesme teknikleri gelişmişti ve bu da daha yaratıcı kesimlerle sonuçlandı. Dikkate değer bir Alman jemolojist olan Godehard Lenzen Augsburg şehrindeki bir mahkeme belgesinde cilalanmadan önce 11.50 karat, cilalandıktan sonra ise yalnızca 5 karat ağırlık çeken bir elmastan söz edildiğini yazar. Bu ağırlık kaybı elmas şekillendiriciliğindeki gelişmeyi gösterir. Kelimenin tam anlamıyla elmas kesiciliği piyasaya girmişti.

16 yy’daki gelişmeler doğal kristallerin sadece cilalanmasından gerçek bir ‘fasetleme’ye geçişe neden oldu. Gül Kesim ortaya çıktı ve erken dönem tabla kesimler bir dizi yeni kesim oluşturmak üzere hem taçta hem de külahta fazladan fasetler edindiler. Tillander tarafından Balıksırtı olarak adlandırılan daha uzun dikdörtgen taşlar Baget Kesim’in müjdecisini oluşturdular ve harf ve şekil oluşturmak için geniş ölçüde kullanıldılar. Elmaslar Rozet olarak birleştirilmek üzere şekillerde kesildiler. En popüler kesimler Tabla Kesim ve Sivri Uçlu Kesim’lerdi. Bize 16. yy’dan kalan Kleinodienbuch der Herzogin Anna von Bayern gibi el yazmalarındaki resimlerde örnekler bulunuyor.

16. yy’ın kesim teknikleri Benvenuto Cellini tarafından 1568’deki kuyumculuk ve heykelcilik üzerine anlaşmalarında iyi şekilde belgelenmiştir ve şöyle der:

“Elmas kesme, yani taşın işlenmemiş halinden Tabla, Yüzeyli, Sivri Uçlu gibi bize çok tanıdık gelen o güzel şekillere dönüştürme üzerine bir kelam etmek için. Elmasları asla tek başına kesemezsin, aşırı sertliği yüzünden her zaman ikisi bir arada yapmak zorundasın, başka hiçbir taş onları kesemez; bu elmasın elması kesmesi durumudur. Bunu birini ötekine yetenekli kesicinin üretmek istediği form elde edilene kadar sürterek yaparsın, ve sonrasında süreç boyunca düşen elmas tozlarından da en son cilalama yapılır. Bu amaç için taşlar küçük kalaylı kaplara konur ve amacına uygun hazırlanmış küçük maşalar yardımıyla bir tekerin üzerine tutulur, ve böylece tozları yağ ile karışmış olur. Elmasların üzerinde kesildiği ve tamamlandığı çelik teker yaklaşık bir parmak kalınlığında ve açık bir el büyüklüğünde olmalı ve mükemmel kıvamda üretilmiş en kaliteli çelikten yapılmış olmalı. Bu teker bir el değirmenine bağlanır ve olabilecek en hızlı şekilde çevirilir. Tekere aynı anda dört ya da beş, hatta altı, elmas uygulanabilir, ve yeterli ağırlıkta yükü taşımasını sağlayarak elmasların teker üzerinde uyguladığı baskıyı arttırabilir ve onları aşındıracak olan toza daha fazla tutuş verebilirsiniz ve böylece bitmiş olurlar.”

Bu son derece hatasız ve ayrıntılı açıklama biz elmas tarihi soruşturmacıları için çok değerli. Bize çok ilkel bir biçiminde olsa da elmaslara birbirini soydurma tekniğinin 16. yy kesicileri tarafından bilindiği ve uygulandığını gösteriyor. Özetle, 16. yy’da Avrupalı kesiciler elmaslara birbirini soydurma, fasetleme ve cilalamaya hakimdiler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>